Avatar

Emiray

Emiray

ARKADAŞLAR BU HİKAYE ESKİ FETİSİZM.COM DAN ALINMIŞTIR. Kentin kan dolaşımını hızlandırmayı başaran Üniversiteler. Tüm üniversitelerde olduğu gibi ülkenin farklı yerlerinden gelerek bu alacakaranlık kentte buluşan genç kızlar, erkekler. Özellikle taşra kentlerinden gelenler için İstanbul'u ikramiye sayanlar, özlem duydukları snob dünyayı ataerkil aile düzenlerinden uzak özgürce yaşamanın tadına varayım derken cılkını çıkaranlar... Ve tabii ki çocukluklarından itibaren kendilerine dayatılan edilgen sosyal rolü içten içe reddedip bunu dışa vuramayan genç kızlar. Hande, işte bu son kategoriye dahil olan, yirmili yaşlarda bir daha geldiği şehir olan Adana'ya dönmemeye yeminli, mesleki anlamda geleceğini ince ince dokumaya başlamış zeki, başarılı ve üretken bir kızdı. Doğal dalgalı uzun bal rengi saçları geniş omuzlarına hırçın Akdeniz dalgaları gibi dökülen, yeşile çalan iri ve kimi zaman kan dondurucu kimi zamansa buzdağlarını eritircesine ısıtan ela gözlü, ailesinin köklerini miras aldığı aşiret genlerine paralel uzun boylu, kaba olmamakla beraber yapılı, amazon endamlıydı Hande. Okul kampüsünden içeriye girdiğinde tüm avlu, gürültüsüden sarsılırcasına kalabalık olmasına karşın tuhaf bir ıssızlık peyda olur ve Mezopotamya aromalı genç kız yarı kibir yarı umarsızlıkla tempoladığı adımlarıyla öğrencilerin arsında açılan koridordan geçerek okula girerdi. Bulunduğu bölümde aynı zamanda asistan olarakta girdiği derslerde yüzünde tek kas kıpırdamaksızın öğrencilerle lütfedercesine kurduğu diyalog kimilerince mesafe fukarası erkeklere karşı kullandığı bir kalkandı, kimilerine göre android duyarsızlığında soğuk karakterinin doğal dışa vurumu. Son doğum gününde amcasının armağan ettiği diz üstü bilgisayarıyla kampüs bahçesinde tenha bir köşeye çekilerek ayin yaparcasına geçirdiği dakikaları herhangi bir okul arkadaşıyla paylaştığı pek görülmezdi. Hande' nin yanına yaklaşmaya cesaret eden pek kimse çıkmamıştı. Bu yürekliliği göstermeye kalkan iki istanbul züppesine yüz felci geçirtircesine sıraladığı red cümleleri kara orman efsanesi gibi kulaktan kulağa yayılmış ve taarruz hazırlığında olanlarında dirençlerini kırmıştı. Bir Mart sabahı, işte bu efsanelerden nasibini almamış, yatay geçişle Bursa' dan İstanbul' a gelmiş olan Cüneyt, Hande' nin topraklarına girme cüreti gösterenler kervanına katılmaya karar verdi. Orta halli bir ailenin çocuğuydu Cüneyt... Hafif göbekli, iddiasız düzgün giyimli, çöl fırtınasında dahi zarar görmeyecek kadar jöleyle yoğrulmuş kısa dik saçlı, iri siyah gözlü yakışıklı olmasa da tipsizler klasmanına girmeyen "idare eder" tadındaydı, ama özgüveni snırsızdı. İliklere işleyen bir soğuk vardı o sabah... Ve bu zamanlar bahçenin en tenha olduğu, haliyle Hande' nin en keyif aldığı seanslara uygundu. Tenteli bir bankta yine laptop'ının tuşlarına hararetle dokunuyor, cep telefonu vastasıyla girdiği internette keşiflere çıkıyordu. İşte Cüneyt, bu konsantrasyon diliminin tam ortasında Hande' nin ekranına gölgesini düşürdü. - Merhaba, kusura bakmayın rahatsız ediyorum!.. Hande başını yavaşça yarı meraklı, dikkati bölündüğü için yarı öfkeli kaldırdı. Cüneyt devam etti. - Biliyorum biraz abes olacak ama sizden bir ricada bulunacaktım. Amazon Adanalı aynı umarsızlıkla Cüneyt' in yüzüne "kesinlikle" cesaret törpüleyen gözlerle bakmayı sürdürüyordu. - Bu soğukta internet cafeye gitmeye biraz üşendim açıkçası. Ben okulda yeniyim. Acilen girip bilgi almam gereken bir ekonomi sitesi var. Benim için bir kontrol eder misiniz diyecektim... Hande gözlerini hafifçe kısarak sessizliğini nihayet bozdu ve yanıtladı; - Ayaklı İnternet cafe gibi mi gözüküyorum. Ya da alnımda seyyar server mı yazıyor? - Ne ilgisi var sadece yardımını istedim. Bozmana gerek var mı, abarttın olayı. Hande büyük ve asab bozucu bir sükunetle bilgisayarını kapattı, paltosunu sağkoluna aldı ve ayağa kalktı. Cüneyt şaşkın ve püskürtülmüşlüğün verdiği gerginlikle izliyordu O'nu. Ve genç kız aynı kayıtsızlıkla Cüneyt' in kekeleyen bakışları önünden geçerek okul kapısına doğru yöneldiğinde son kez seslendi arkasından; - Ne kaba şeysin sen be ... Bir gün o laptop'ı yedirirler sana ama!.. Hande, Cüneyt'in cümlesinin bitiminden sonra iki adım daha attıktan sonra durdu ve yine yavaşça arkasına dönerek ürpertici bir bakışla genç adama bakarak " Ucuz it! Ekonomi bilgin yeter mi bilemem.Ama bu tür hakaretlerin geri ödemesi ağırdır" dedikten sonra yürümeye devam etti. Cüneyt, yediği zılgıtın şokunu hazmetmeye çalışarak hiddetle kampüs bahçesinden ayrıldı. Cüneyt, yaşadıklarını samimi bulduğu bir kaç arkadaşıyla paylaştığında aldığı tepkiler hep biririnin aynıydı. " O kıza bulaşma.O'nun burnu havalarda - Bırak o lezbiyen galiba - Feminist kompleksleri var" v.s. Yine de tüm bu telkinler ağır yaralı erkek egosunu pansumanlamaya yetmemişti. Hadisenin üzerinden 3 gün geçmiş olmasına karşın Cüneyt' in kini asgariye inmemiş,aksine katlanarak büyümüştü. Diğer yandan pekte parlak bir rotada ilerlemeyen derslerine konsatre olamamak sinirlerini iyice geriyor yıpratıyordu onu. Uzun uğraşlardan sonra iktisat konusunun en sağlam beyni olarak okulda ün yapan, kendilerinden 1 sınıf üstte eğitimine devam eden Zafer'i yakın arkadaşı İbrahim'le birlikte çalışabilmek adına ikna etmeyi başarmışlardı. Cüneyt ve kısa sürede kadim bir dostluk kurduğu İbrahim akşamüstü saatlerinde Zafer'in Ataşehir' de verdiği adreste buluşacaklardı. Cüneyt hazırlıklarını tamamlayarak sırt çantasını yüklenerek okuldan çıkarak minibüs durağına yöneldiğinde bir kez daha gerginliğinin mimarıyla, Hande' yle karşılaştı. Asla kaba ya da küfran bir erkek değildi Cüneyt. Ama yaşadığı refüze edilişin onur kırıklığı iradesini birkaç saniyeliğine parçaladı ve Hande tam sağ paralelinden geçerken duyabileceği bir tonlamayla "kompleksli şıllık" diyerek durağa yürümeyi sürdürdü. Hande, Cüneyt'in küfrünü sarfettiği noktada kendisinden 15 metre kadar uzaklıkta avının uygun zamanını bekleyen bir puma edasıyla öfke dolu gözlerle Cüneyt' e bakıyordu. O ise, alaycı bir tebessümle Hande' ye son kez bakıp, hızla minibüse bindi. Camdan gayri ihtiyari arkasına baktığında Hande' nin mermer heykeller gibi kıpırdamaksızın kendisine bakmakta olduğunu irkilerek gördü. Yaklaşık yarım saate yakın bir süre sonrasında Ataşehir' de kendisine verilen adreste binanın önündeydi. Zemin kata inerek kapıyı tıklattı. Tüm bu aksiyonlar sırasında gözlerinin önünde olan yegane görüntü Hande' nin bakışlarında ki öfkeydi. Kafasından yığınla düşünce resmi geçit yaparcasına süratle akıyordu. "Sanırım beni yönetime şikayet edecek...Amaaan ne halt ederse etsin!" Bu düşünsel monolog Zafer'in kapıyı açışıyla son buldu. Zafer sessiz, sevimli, kendi halinde ve çalışkanlığıyla nam salmış, kimilerine göre tam bir "inek"ti. Ama ekonomi konusundaki dehasına her zaman şapka çıkartılırdı. Cüneyt içeriye girdiğinde etrafı hızla süzdükten sonra Zafer'e İbrahim' in gelip gelmediğini sordu. Zafer ise İbrahim'in kendisine telefon açtığını ve ağır gribe yakalandığından gelemeyeceğini söyledi. Satılmış olmanın verdiği kızgınlıkla salona geçti. Zafer çay demlediğini, rahatına bakmasını söyleyip Cüneyt'i salonda bırakarak mutfağa yöneldi. Kendi halinde mütevazı bir daireydi Zafer'in evi. Cüneyt yerinden yavaşça doğrularak evin bulunduğu sokağı seyretmeye başladı. Hafif hafif yağmakta olan kar şiddetini artırıyordu. Tam arkasını dönmek üzereyken arkada birleştirdiği elleri soğuk bir metal hissiyle ürperdi. Soğuk metal hissini takip eden klips sesiyle birlikte Cüneyt şaşkınlıkla arkasına döndü ; - Bu da ne be abi! Zafer gülümseyerek yanıtladı; - Nasıl şaşırdın ama! Babam emekli komiser benim.. Bu ve bir kaç parça ekipmanını hatıra olarak verdi bana. Tuhaf bir his değil mi. Elleri arkadan kelepçelenmişti Cüneyt' in. - Abi şok oldum yani. Ömürsün. Sıkıymış hakikaten. Canım yandı iyi mi. Cüneyt arkasını dönerek "Hadi abi aç şunun kilidini daraldım."Zafer'in açmaya dair herhangi bir eylemde bulunmaması üzerine tekrar ön tarafa dönerek bu kez biraz daha kızgın bir sesle " Abi şaka değil gerçekten acıttı be...Tamam tutuklandım eyvallah.Tadı kaçtı ama!" Zafer Cüneyt'in yüzüne ifadesiz mimiklerle bakıyordu. Cüneyt, "Sen şimdi bir de seri katil falan çıkarmışsın" diyerek tebessümle Zafer'den tekrar ellerindeki kelepçeyi açmasını istedi. Bu şaka olduğuna inandığı tuhaf durumu çözmeye çalışırken Salon girişinden gelen bir başka sesle irkildi Cüneyt; - Aferin Zafer! Cüneyt kafasını çevirdiğinde tüm kan dolaşımı altüst olmuştu. Zira sesin sahibi Hande' den başkası değildi. Hande, soğuktan krmızıya kesmiş burnunu avucuyla ısıttarak salona girdi, Cüneyt' i şöyle bir süzdükten sonra Zafer'e dönerek "İkinci etabı da tamamlahemen" diye bağırdı sertçe. Zafer bu komutla birlikte şok yaşayan Cüneyt' i diz kapaklarına vurduğu bir ayak darbesiyle yere yıktı ve ayaklarına çiftli bir pranga taktı. Cüneyt' in dudaklarından sadece "Manyak mısınız siz be ne yapıyorsunuz?" ünlemi yükseldi. Hande Zafer'e dönerek " Aferin neptün iyi iş çıkarttın!" diye bağırdı. Zafer tebessümle dizlerinin üzerine çökerek Hande' nin kar ve çamura bulanmış botlarına birer öpücük kondurarak başı önde beklemeye başladı. Cüneyt dehşet içindeydi, - Sapıksınız siz resmen yaa! Suç bu yaptığınız çözün ulan beni! Cüneyt' in hakaretleri Hande' nin, burnuna indirdiği sert bir tekmeyle iniltiye dönüşmekte gecikmedi. Hande, sağ botuyla biçare yere serili yatmakta olan Cüneyt' in yanağına basarak haykırdı; - Hatırlıyorsun değil mi piç kurusu sana söylemiştim. ŞİMDİ GERİ ÖDEME ZAMANI!!! Cüneyt, Hande' nin yanağına hiddetle bastırmakta olduğu botundan yanağına doğru süzülmekte olan kar suyuyla ürperirken kafasından iki alternatif geçiyordu yaşadıklarına dair; "Tüm bu olup bitenler kallavi bir eşek şakasından ibaret" ya da " Gece o ucuz votkayı fazla kaçırdım ve kabustayım, uyanamıyorum!" ... Her iki alternatifinde geçerliliklerini yitirmeleri uzun sürmedi. Hande, Cüneyt' in yüzüne bastırdığı ayağını çekerek Zafer' e hiddetle bağırdı; - Şimdi çabuk sana verdiğim kağıdı oku Neptün. Tebliğgatı oku şu ite! - Emredersiniz efendim ... Zafer sağ arka cebinden katlanmış bir kağıt çıkarttı. Titreyen ellerle kağıdı açtıktan sonra yüksek sesle yazılı notu Cüneyt' e dönerek okumaya başladı; - Bundan bir kaç gün öncesinde Hande hanımın huzuruna izinsiz gelerek (Cüneyt, aniden yüksek sesle Zafer'in sözünü keserek haykırdı) - Huzuruna gelerek mi... Kimsin sen ulan kraliçe misin ruh hastası?! Bu hakaretamiz haykırış jiletli bir bumerang misali geri döndü Cüneyt' e. .Hande bu kez elindeki çantanın zinciriyle yerde yatmakta olan sabıkalı kurbanının ağzına sert bir darbe daha indirdi. Cüneyt' in dudaklarından süzülen sıcak kanın tuzlu tadı yanaklarında ki soğuk kar suyuna karışarak boynuna süzülüyordu. Zafer devam etti ; Yazılı kanunlar ve yasalar dışında doğanın kendi oluşumu içinde belirlenen yazılı olmayan yasaları olduğu bilinen bir gerçektir. Biz ve bizim rotamızda yaşamayı seçenlerin yasasında da açıkça görülmektedir ki, erkeklerin kadınların hayatların da durmaları gereken yer sadece ve sadece onlara ait malları, köleleri olarak ayaklarının altıdır. Kadınların her anlamda ki üstünlükleri ve hükümranlıkları gereği ancak kendilerinin belirledikleri sınır ve kimlikle biz erkekler varlığımızı sürdürebiliriz. Ve sen bir köpek olarak affı en zor suçu efendimiz tarafından uyarılmış olmana karşın iki kez işledin. Bir sahibeyle kendini eşit standart ve düzeyde görerek küfür ve tacizde bulundun. Cezalandırılacağın yönünde uyarı almış olmana karşın, ki efendimiz seni uyarmak mecburiyetinde olmamasına karşın bu lütufta bulunmuştu, sen hatanı yineledin. Şimdi cezalandırılacaksın. Zafer notu okumayı bitirdiğinde Hande yanında getirdiği turuncu poşetten bir sweat shirt çıkarttı ve yere fırlattı. Zafer'e sweat shirt' ü Cüneyt' e giydirmesini emrederek salondan çıktı. Cüneyt, yaşadığı şaşkınlık , şok, acı ve pişmanlık kokteylini tatmaya devam ederken Zafer onun sağ kolunu dizinin altına alıp tamamen hareketsiz kıldıktan sonra sweat shirt' ü zorlanmadan efendisinin emrettiği gibi giydirerek kollarını tekrar kelepçledi. Cüneyt, başını güçlükle giydiği sweat shirtte ki yazıyı okuyabilmek için önüne eğmeye çalıştı. Zafer' in giydirdiği sweat shirtte "ben aciz bir köleyim. Efendimin malıyım - pırtık" yazısını deşifre ettikten sonra sadece ağzından "Allah'ım bu ne saçmalık yaa!" cümlesi dükülebildi. Zafer acı bir tebessümle Cüneyt' e doğru eğilerek " Bu Hande hanımın sana layık gördüğü isim. Benim adım, yani efendimin koyduğu gerçek adım Neptün... Senin adına bakılacak olursa epey kızdırmış olmalısın onu" dedikten sonra koridordan gelen ayak sesleri üzerine dizlerinin üzerine hızla çökerek geri çekildi. Hande, üzerinde siyah bir body, altında black jean ve ayaklarında yüksek ökçeli siyah demir tokalı çizmeler eşliğinde odaya girdi. Cüneyt' i kısa bir süre süzdükten sonra "Olması gerektiği gibi" diyerek masanın üzerindeki çantasına oğru hamle etti. Çantandan Zenith marka bir fotoğraf makinası çıkartıp yemek masannın sandalyelerinden birisini salonu ortasına çekerek oturdu ve Cüneyt' e döndü; - Senin adın bundan böyle Pırtık. Sanırım Neptün sana gerekçesini anlatmıştır. Şimdi köpek herif doğrulup arkana yaslan ve kafanı kaldırıp bana bak... Zafer doğrultabilmek için Cüneyt' in kollarından tuttuğu anda Hande' nin karnına inen tekmesiyle irkildi. " Sana yardım et dedim mi Neptün, geç çabuk yerine! Kendisi kalkacak!". Cüneyt, güçlükle sağ dizinin üzerinde doğrulmaya çalıştı. Elleri arkadan kelepçeli olduğundan hayli zorlanıyordu. Diğer dizini de doğrultup Hande' nin istediği mizanseni yaratması iki - üç dakikasını almıştı. Kafasnı kaldırıp Hande' ye baktığında, duraktayken iliklerini donduran bakışları mumla aratacak bir ürperti hissetti. Kızgınlık ya da kin Hande' nin bakışlarını tanımlayabilme noktasında mana fukaralığı taşırdı. Hande, dudaklarını lütufkarlıkla aralayarak konuştu; - Gözlerinde hala aynı küstah bakış var... Yoksa bana mı öyle geliyor it? Cüneyt yanıt vermedi. Hande hızla sandalyeden kalkarak çeşitli açılardan afallayan genç adamın en az 8- 10 poz fotoğrafını çekti ve ardından makineyi tekrar çantasına koydu. Zafer' e oturma odasına giderek "ceza avukatları" nı getirmesini söyledi. Zafer hızla yerinden kalkarak odaya gitti. Cüneyt, bunun ne anlama geldiğini düşünmeye bile mecali olmadığından suskun bekleyişini sürdürdü. Hande ona doğru yaklaştı ve saçlarından tutup kafasını sertçe yukarıya kaldırarak "ne o köpek soyu! Yelkenlerin suya çabuk indi bakıyorum! Sallasana bir kaç küfür daha... Bu beni daha da ateşler it haydi hakaret etsene!" Cüneyt, pişmanlık dolu gözlerle Hande' den gözlerini kaçırarak "hatalıyım biliyorum. Kabalık ettim özür dilerim yeter ne olur!" diye yakarır bir tonla af diledi. Hande, Zafer'in salona getirdiği geniş elbise klıfının fermuarlarını açarken Cüneyt' in af cümlesini yanıtladı; - Yaptığının kabalık olarak nitelenmesi için benimle aynı seviyede olman gerekir. Bir kız arkadaşım bana kabalık edebilir. Ama senin gibi aşağılık bir it bunu yaptığında hayatından bezmiş olduğu anlamına gelir. Cümlesini tamamladıktan sonra fermurarnı açtığı elbise askısının içinden ince ama sert bir erik ağacından yontma bir sopa, latexten üç kuyruklu uçlarında küçük metal toplar olan bir kamçı ve kalın, eski bir erkek kemeri çıkarttı. Üçünü de elllerinde sallamak suretiyle Cüneyt' e yaklaşarak "normal şartlarda senin hatanı işleyen bir ite seçme hakkı tanımamak gerekir. Ama bugün sınavım harika geçti ve iyi günümdeyim. İşte bunlar cexa avukatları... İçlerinden birisini seç hemen" diye bağırarak yanıtı bekledi. Cüneyt, gözlerinin önünde salınmakta olan bu aksesuarları korku dolu gözlerle taradıktan sonra sopanın daha az can acıtıcı olacağını düşünerek kekeledi "sss-so-sopa olsun" diyerek aynı sessizliğe gömüldü. Hande ilk kez kan donduruculuğunu kaybetmemekle beraber gülümsedi " sen düşündüğümden de salaksın be... sopanın daha az etkisi olacağını düşündün değil mi...Ee deneyimsiz ne de olsa değil mi Neptün" diyerek diz çökmüş olanları izlemekte olan Zafer' e döndü. Zafer başını sallayarak efendisini onayladı. Hande devam etti - Şimdi çabucak şu piçin sırtını ve poposunu sıyır, hadi vakit kaybetme kıpırda! Zafer dizlerinin üzerinde sürünerek Cüneyt' e yaklaştı ve sweat shirtü koltuk altına dek hızla sıyırdı. Aynı tezcanlılıkla altındaki blu jean'i biraz zorlanarakta olsa düğmelerini çözerek dizlerine kadar indirdi. Önünde serili manzarayı alaycı bir tebessümle izleyen Hande, aşağılayıcı bakışlarını cümleleriyle destekledi, - Tam düşündüğüm gibi ... Beyaz ve tüylü iğrenç bir popon var.. Renklendirilmesi şart! Şimdi köpek; "adım pırtık- ben aciz bir itim - cezayı hakettim kölenizim efendim" bu üç cümleyi dönüşümlü olarak her darbenin ardından yüksek sesle tekrar edeceksin. Eğer sıralamada bir hata ya da tonlamanda herhangi bir zayıflama hissedersem inan ağzına sıçarım! Cüneyt, panikle haykırdı; - Hande hanım.. İstediğiniz kadar para veririm. Tüm okul önünde özür dilerim sizden ne olur durdurun bu saçmalığı... Adliyelik olacağız yapmayın bunu! Hande, bu cümlenin finalini sopasıyla gecikmeden tamamladı. Cüneyt' in sağ kürek kemiğine indirdiği sağlam bir darbenin ardından haykırdı; - Sen gerçekten geri zekalısın! Paranla benim öfkemi rafa mı kaldıracaksın eşşoğlueşşek! Piç kurusu nesin ulan sen. İstediğin yere şikayete git. Nasıl inandıracaksın.Tüm bunları hesaplamadığımı mı sanıyorsun ucuz orospu! Şimdi tekrar et söylediklerimi! Cüneyt, ikiletmeden yüksek ve tatminkar bir tonlamayla sırtına, poposuna inen her sopa darbesinin ardından Hande' nin saydığı cümleleri dönüşümlü olarak tekrarlıyordu. Teni alkolle tutuşturulmuşçasına acıyor, uyuşuyordu. Kaba etlerinde hissettiği nemin kan zerrelerine dalalet ettiğini tahmin edebiliyordu. Bu seans 5-6 dakika kadar devam ettikten sonra Hande sopayı kanepenin üzerine fırlatarak, Cüneyt' in kırmızı ve mor renklerin vals ettiği sırtna yüksek ökçeli çizmeleriyle çıkarak ense noktasına yakın dikilmeye devam etti. Bir ara Zafer'e dönerek "susamıştır bu it su getir şuna neptün " komutunu verdikten sonra Cüneyt' in sırtından inerek koltuğa geçti ve keyifle sigarasını yaktı. Zafer kısa süre sonrasında elinde titizlikle tuttuğu harley davidson botla çıkageldi. Cüneyt' e doğru yaklaşarak yavaşça yanına eğildi ve botu uzatarak şöyle fısıldadı ; " Bak bu iyiye işaret pırtık. Efendimizin kini azalmış olmalı ki sana böylesi bir armağan veriyor. İç hadi durma sakın." Cüneyt susamadığını söyleyerek botu almakta direnince Hande hışımla yerinden fırladı, Zafer' in elindeki bota eğilerek ağız dolusu tükürerek şöyle dedi; " Bu hararetini daha da azaltır. Ben geri dönünceye dek bu su bitmiş olacak! Komutunu tamamlayan Hande, salondan elinde sigarası ayrıldıktan sonra Cüneyt, botu Zafer'den alarak ağzını isteksizce yaklaştırdı. Hande' nin ayaklarının, çoraplarının kokusuna bezenmiş aroması burnuna ulaşmakta gecikmedi. Cüneyt suyu genzini tutmaya çalışarak güçlükle içti ve bitirdi. İçerken tüy - pamuk vb maddelerin damağına yapıştığını hissetmesine karşın, başına geleceklerden ürktüğü için zerre bırakmamıştı. Cüneyt' in başı önünde eğik, Zafer dizlerinin üzerine çökmüş sessizliğeteslim oldukları anda içeriden Hande' nin sesi yükseldi; " Neptün o iti yanıma getir hemen! " Zafer kafasıyla Cüneyt' e kendisini takip etmesini işaret etti. Tam Cüneyt kalkmaya yeltendiğinde Zafer onu tekrar yere yıkarak uyardı ; " Deli misin sen! Sürünerek gideceksin, sakat mı kalmak istiyorsun! " Cüneyt, sırtındaki acı nedeniyle emekleme pozisyonuna güçlükle geçebildi ve ardından Zafer' in rehberliğin de sürünerek ilerlemeye başladı. 6-7 metrelik koridoru zor bela acılar içinde katettikten sonra oturma odasınına girdiler. Cüneyt kafasnı kaldırdığında Hande' nin yüksek ahşap bir koltukta bacak bacak üstüne atmış kendisini izlemek te olduğunu gördü. Hande, sigarasından derin bir nefes çektikten sonra üflediği duman eşliğinde Cüneyt' e şöyle dedi; " Şu ana dek benden istediğin internet yardımını alamadığında sarfettiğin hakaretin bedelini ödedin.Şimdi sıra bugün otobüs durağında ecelini hızlandırdığın küfrün cezasına geldi... Cüneyt enerjiden eser kalmamış gövdesinin üzerinde güçlükle taşıyabildiği kafasını önüne düşürerek maküs talihine razı beklemeye başladı. Hande, oturmakta olduğu ahşap, gotik tarzda ki koltuğa daha da yayılarak sağ ayağında ki botu sertçe koltuğun desteğine vurarak Cüneyt' e dizlerinin üzerinde yanına doğru sürünmesini emretti. Genç adam, takatsiz dizlerinin üzerinde emekleyerek ahşağ koltuğun önüne geldi. Hande' nin bağları çözülmüş botlarından, havasız kalan ve yağmurun nemiyle kokteyllenen çoraplarının ağır kokusu geliyordu. Hande bu kez sol ayağıyla Cüneyt' in omuzuna sertçe bir tekme atarak dizlerini kırmaya fırsat bırakmadan yere devirdi ve haykırdı; " Hemen doğrul pırtık ve botlarımı ağzınla çabucak çıkart !" Cüneyt acı ve ağrıdan kasılan vücudunu bir kez daha doğrulttu ve Hande' nin sağ ayanının ucunda sallanmakta olan botu çıkartmak için ağzını olanca genişlikte açarak topuk kısmından bir kaç denemenin ardından kavramayı başardı. Dişleriyle botu Hande' nin ayağından sıyırmaya çalışırken beceriksizliği ve zavallılığına dair hakaretler kulaklarını yırtarcasına devam etmekteydi. Nihayet ilk botu çıkartmayı başardı ve yine ağızıyla yere düzgün şekilde koydu. İlk deneyiminin verdiği ustalıkla ikinci botu da çıkartarak diğer tekin yanına muntazaman yerleştidikten sonra burnundan sadece on santim uzaklıktaki Hande' nin ayaklarına paralel başı öne eğik yeni komutu beklemekteydi. Hande, Zafer' e dönerek hafif bir tebessümle "Ne dersin neptün adam olmaya başlıyor gibi değil mi?" diye sorup kölesinin onayını aldıktan sonra sol ayağındaki çorabı hızla sıyırarak Cüneyt' in saçlarından tuttu ve ağzını açmasını emretti. Cüneyt bu komutu ikiletmeden ağzını araladı. Hande, ağır kokusu genzini parselleyen çorabı sertçe Cüneyt' in ağızına soktu ve tıkıştırdı. "Eğer ben aksini söylemeden çorabı ağızından çıkartır ya da düşürürsen gebertirim seni it herif!" diyerek ayağa kaltı ve Cüneyt' in yanaklarına ağır elleriyle sağlı sollu tokatlar indirmeye başladı. Cüneyt, ağızındaki çoraba güçlükle hakim oluyor ve zor yutkunuyordu. Çoraptaki nem ve Hande' nin ayaklarınn kokusuna bezenmiş yağmurun rutubetli tadı damaklarına sinmişti. Hande tokatlamaktan yorulduğunda Cüneyt gözlerinden süzülen yaşlarla öksürük krizine girdi ve çorap yüzünden bunu da ölümcül bir güçlükle yapabilmekteydi. Hande aynı sert hamleyle çorabı Cüneyt' in ağızından çıkartarak koltuğa döndü. Diğer çorabını da çıkartarak Zafer'e doğru fırlattı ve her ikisini birden yıkanmak üzere banyoya götürmesini emrettikten sonra Cüneyt' e ayaklarına doğru yaklaşmasını emretti. "Dinle beni piç kurusu ! şimdi tabanlarımda tek bir milim kuru nokta kalmamacasına yalayarak temizleyeceksin. "Neptün şuna bir demostrasyon yapta öğrensin köpek" diyerek Zafer' e kafasıyla işaret etti.Zafer dizlerinin üzerinde yaklaşarak Hande' nin sağ ayağının topuğunu ağızıyla kavradı dişlerini hiç devreye sokmaksızın diliyle latex ürünlerini kıskandıracak şekilde parlatıp yakamozlandırdıktan sonra dudaklarını kaldırmaksızın tabanda ki kavise doğru kaydırdı ağızını. tabanda diliyle geniş daireler çizerek parmakların altında geldiğinde Hande, "yeter! Bırak şimdi it devam etsin öğrenmiştir umarım" diyerek koltuğa keyifle yayıldı. Cüneyt topuğu kavradığı anda Hande suratına diğer ayağıyla şiddetli bir tekme atarak bağırdı ; "Dişlerini hissetmek istemiyorum soysuz herif! Şimdi baştan deneyeceksin haydi!" Cüneyt tamamen kurumuş damaklarını zor bela nemlendirmeye çalışarak tekrar topuğu kavradı. Hata yapma korkusu yüzünden dili ve dudakları Hande' nin tabanları altında titremekteydi. Tabanların tuzlu ve çoraptan miras kalan havasız tadı aşinaydı az önceki tecrübesi yüzünden. Ardından parmaklarının altındaki hattı diliyle milim oynamadan taradıktan sonra Hande tekrar ağızını açmasını emretti. Cüneyt dudaklarnı aralar aralamaz parmaklarının tamamını hoyratça doldurdu ağızına. Hande ayağını derinlere ittikçe, Cüneyt geriye devrilmemek için zorlukla direniyordu. Ağızındaki parmaklar oynadıkça damağının çeperleri tırnaklar yüzünden çiziliyor inceden akan kan gırtlağına süzülüyordu. Aynı seans diğer ayak için de gerçekleştirildikten sonra Hande, Cüneyt' i tekrar tekme darbesiyle yere devirerek üzerine çıktı. Sağ cephedeki duvardan destek alarak ayaklarını Cüneyt' in yüzü ve sweat shirtüne silerek kuruladıktan sonra neptün'den temiz bir çift çorap istedi ve yatak odasına doğru yürüdü. Cüneyt hala Hande' nin bıraktığı yerde tamamen tükenmiş serilmekteydi. Zafer az sonra Cüneyt' in yanına gelerek saatlerdir ellerinde takılı olan kelepçeyi çıkarttı. Cüneyt' in bilekleri mosmor kesilmişti. Kafasından ışık hızıyla birbiriyle ilintisiz yığınla düşünce gelip geçiyordu. Olan bitene dair Zafer' den hesap sormak bir yana kolunu kaldıramayacak halde bitkin, yorgun ve mafsallarında ki acılardan bayılacak durumdaydı. Hande botlarını, kabanını giymiş halde yanlarına geldi; "Olan biteni istediğin yere gidip şikayet etmekte serbestsin. Ama bunun diyetini emin ol daha da ağır ödersin. Al şunları!" diyerek Cüneyt' e bir kaç evrak ve bir miktar para uzattı. Cüneyt kendisine uzatılanları alarak sorgu dolu gözlerle Hande' ye korkarak baktı. " Eğer yarın öğlen saatlerine dek bu elektrik ve su faturaları ödenirse anlayacağım ki dersini aldın ve dahası tıpkı neptün gibi itim olmaya adaysın. Benden hoşlandığını ve bana yazmaya çalıştığını okula geldiğinden beri biliyorum. Hayatımda ki tek statün köpeğim olmandan ibaret olabilir bunu aklından çıkartma. Eğer faturalar ödenmezse ve dahası şikayete yeltenirsen bugün neptünün çektiği tüm kareler okulun öğrencilerine dağılır başta dekanlık olmak üzere. Şimdi eşyalarını toparla ve defol!" Cüneyt, bu son komutla birlikte Zafer'in yardımıyla ayağa kalkarak üzerinde ki sweat shirt' ü değiştirdi ve montunu giyerek aynı sessizlikle evden çıkarak kent merkezine giden minibüslerden birisine binerek yola koyuldu. Bitkisel hayata girmiş gibiydi. Olanları kendince tahlil etmeye çalışıyor, ama düşündükçe daha da kaosa gömüldüğünü hissediyordu. Ertesi sabah halen dinmemiş olan ağrıları yüzünden 2-3 saat uyuyabildiği ranzasından doğrularak giyindi ve okulun yolunu tuttu. Kampüs binasının koridorlarını kekeleyen adımlarla geçerek Hande' nin bölüm başkanının odasının önünde durdu. Kapıyı iki kez tıklattıktan sonra içeri girdi. Bölüm başkanı orta yaşlarda, disiplinli, haif göbekli ve tek meşguliyeti işi olan asosyal bir adamdı. Cüneyt, başına gelenleri şikayet için en doğru merciin o olduğuna inanıyordu. Bölüm başkanı bilgisayarının başında hararetli ve konsatre olmuş halde çevirisini bitirmeye uğraşıyordu. Kafasını hafifçe çevirerek Cüneyt' e baktı ve " Evet canım söyle nasıl yardımcı olabilirim?" diye sorduktan sonra tekrar monitörüne döndü. Tam Cüneyt şikayetini dile getirmek üzere girizgahını yapacakken Bölüm Başkanının masasının üzerinde ki cep telefonu çalmaya başladı. Cüneyt gayri ihtiyari telefon ekranına baktığında gördüğü şey tüm bedenine yoğun bir şok dalgası yaydı. " 'EFENDİM HANDE' ARIYOR"... Başkan önce Cüneyt, sonra da çalan telefon nedeniyle iyice dağılan konsantrasyonunun öfkesiyle tekerlekli koltuğunu masaya doğru yanaştırdı. Ekrandaki ismi görünce öfkesi tedirginliğe dönüştü ve telefonu açtı; - Merhaba Efendim nasılsınız? .... Anlıyorum, işim uzayabilir lütfen kızmayın....Tabii Efendim ama gecikebilirim. Nasıl isterseniz Efendim, bir dakika izin verir misiniz?.. Başkan, eliyle telefon ahizesini kapatarak Cüneyt' e sordu; " Neydi problem sonra konuşalım eğer sakıncası yoksa biraz meşgulüm be güzelim!" Cüneyt, şaşkınlığından sıyrılmaya çalışarak yanıtladı bölüm başkanını; "Tamam ben daha sonra gelirim efendim" diyerek hızla odadan çıktı ve ardından kocaman büyüyen gözbebekleriyle koridoru geçerek bahçeye çıktı. Bir iki dakika soluklandıktan sonra güvenlik kulübesindeki görevliye doğru yaklaştı ve sordu; " Elektrik faturalarını ödeyebileceğim en yakın yer neresi?!" MALESEF Kİ HİKAYENİN BU KADARLIK KISMINI BULABİLDİM. İSTEYEN OLURSA ARŞİVDEN ESKİ HİKAYELERİDE PAYLAŞABİLİRİM

Hakkında

Kullanıcı Adı
Emiray
Katıldı
Ziyaretler
1,893
Son Etkinlik
Roller
Member, Vip
Puanlar
1,756
Badges
14

Etkinlik

  • Henüz pek birşey olmadı.